MUTLULUĞUN 5 SIRRI

Сподели

İnsanlar sürekli şikayetçi oluyorlar… Her şeyden. Özellikle yaptıkları işten, şeflerinden, meslektaşlarından… Başka bir yerde kendileri için nasıl daha  iyi olabilir diye düşünüyorlar. Komşulardan, can sıkıcı  akrabadan, meslektaştan,  şeften,  kayınvalideden kurtulmayı hayal ediyorlar. Modern yaşamın getirdiği tüm stres, bizim istekleriniz ve gerçeğimiz arasındaki çelişkiden kaynaklanmaktadır! Daha doğrusu bizim gördüğümüz ve düşündüğümüz gerçeğimizden. Her iki durumda da sınırlı bir algılama var.

Ancak biz gerçekten ne istediğimizi biliyor muyuz? Neden bunu stressiz nasıl başarırız diye bize öğretilmiyor?

Birinci Kural- Reddettiğin şey büyüyor ve daha çok güç kazanıyor. Bundan dolayı insanların çoğu evrenin, bir şeyden kurtulmak için ilk önce onu  kabullenmek zorundasın, basit kuralını bilmiyor. Ret ve direnişle değil, sadece bu şekilde bir şey kabul edilmeyip nötralize edilebilir. Bir belirti ya da kişiyi yok etmek için var gücümüzle savaştıkça o büyüyecek. Zahirde ondan kurtulduk gibi görünse bile daha güçlü bir darbeye maruz kalırız. Bu, deli komşudan kurtulduk derken yerine daha kötüsünün gelmesine eşittir.

İkinci Kural- Arkasında yatan nedeni ve hikayesi ne olursa olsun her çatışma, anlaşmazlık ve güçlü antagonist dürtülerin belirmesine sebep olan farklı bilinç seviyelerinin sonucudur. Biz anlaşmazlık konusunun en önemli olduğunu düşünüyoruz. Farklı tutum, bakış açısı ya da  inanışlar mı söz konusudur diye bakıyoruz. Aslında eğer biraz daha derine kazırsak aynı bir işe farklı bakan, farklı bilinç seviyeleri kanalındaki sesin söz konusu olduğunu göreceğiz. Herhangi  bir çatışmaya girersek, iş veya kişisel çatışma fark etmeksizin  anlaşmazlık konusunu, farklı bilinç seviyeleri arasındaki çatışma anlayışından ayırt etmeliyiz. Burada ne birini ikna etmeye ne de bir açıklama yamaya gerek yok, çünkü herkes görebildiği şeye bakıyor. Sadece o zaman soruna çözüm bulabiliriz. Çünkü emekleyen bir bebeğin koşmasını isterseniz, o zaman sorunun özünü görmeyen sizsiniz.

Üçüncü Kural- Bir işte sarfettiğimiz enerji, yapılan işe damgasını vuruyor.  Yemek pişirme, resim çizme, arkadaşlık yapma ya da yoğun ve zor görünen başka bir iş söz konusu olabilir. Eğer bir işe zorluk, memnuniyetsizlik, bıkkınlık ve kurbanım duygusuyla yaklaşırsak tam da öyle, hatta daha da elverişsiz bir hal alır. Bunun için, bir işi yaparken mutlu olmuyorsak yapmak istediğimizi bulmalı ve o işi yapmalıyız. Başkalarının isteklerine göre değil, kendi isteklerimize göre yaşıyoruz. Kendimizi hoş olmayan akıllcılığa zorlamak akıl dışıdır.

Dördüncü Kural-  Herkes kendisine ait olduğunu düşündüklerini yaşar. Bu programları ise genellikle yedinci yaşınıza kadar aile ve çevrenizden devralırsınız. Bundan dolayı inançların yeniden programlanması kararı bilinçli verilemez, çünkü bu programlar bilinçaltına yerleşmiştir. Dünyanın en ünlü epigenetik profesörü Lipton, en önemli tavsiyesinde, işlerimizin en zor geçtiği yerlerde aslında destrüktif bir program mevcuttur ve bunun yeniden programlanması gerekir, diyor. Yeniden programlamanın birçok yolu vardır: theta, hipnoz, rüya vasıtasıyla vb.

Beşinci Kural ya da  Bağlanma Hatası- Hayatımı onsuz  düşünemem dediğimiz derecede bağlandığımız şey, geçici ya da  daimi olarak elimizden alınacak. O, temiz aşkın bağımlılığa dönüştüğü noktadır. Temel kanun, sonsuz bilincimizin genel değişime geçtiği kanundur, bundan dolayı her bağlanma matriks tarafından ‘cezalandırılacak’tır. Çünkü biz kendimiz bile bu bedende kalıcı değiliz ve bunun için bu tür patolojik bağlanma daima ağrı vericidir. Beşinci kural diyor ki, temiz ve koşulsuz aşkta patolojik bağlanma yoktur, bunda  yakınlık bazen hızlı koşmayı bilir. Eğer bir kimsenin daha uzun zaman yanınızda kalmasını ya da bir şeyin daha uzun zamam  sizin olmasını gerçekten istiyorsanız bu, size ‘gerekli’ olan ve onsuz yaşayamadığınız bir şey olmamalıl, bu sevdiğiniz bir şey olmalıdır.